ÖNÜNE BAK DA YÜRÜ ÇOCUĞUM, KIZIYORUM AMA!

Sokaklarda yürürken çok sık dikkatimi çeken bir manzara var. Her yaşta çocuğunun kolundan çekiştiren anne ya da baba, bir yandan kızgın kızgın söyleniyor: “Önüne bak çocuğum, kızıyorum ama yürürken önüne bak.”

Bu söylenme çok yüksek sesle yapılıyor, çocuk çekiliyor ve sonrası bir tartışma ya da ağlayan bir çocuk oluyor. Kaç kez içimden geçti. Yaklaşıp “Etrafı merak ediyor ve sizin hızınıza yetişemiyor, siz de onunla uğraşırken önünüze bakmıyorsunuz ki.” desem… Ama demedim, diyemedim. Bu manzara nedeni ile sokakta diğer insanların yürüme şekillerine bakmaya başladım. Yürüme şeklinin ne önemi var? Çok önemi var. İnsanların yaşama bakış açısının, kişiliklerinin bazı parçalarını, sokakta yürüme biçimlerine bakarak yakalayabilirsiniz. Son iki gün içinde, yolda yürürken bana çarpan dört kişinin tutumlarına ilişkin gözlemlerimi kâğıda döküp, son günlerin haber gündemine nasıl yansıyabileceğini sizlerle paylaşmak istedim.
İnsanlara çarpmak
Sokakta yürürken (önüme bakıyordum) çarpan dört kişinin üçü kadın, biri erkekti. Üç tanesi yürürken telefonla konuşuyordu. Birinin çantasının canımı gerçekten acıtmasına karşın, hiçbiri özür dilemedi. Hatta ikisi, normal bir süreçmiş gibi yürümeye devam etti. İki tanesi ise kenara çekilmeye çalışmış olmama karşın, suçluymuşum gibi ters bir şekilde yüzüme baktılar. En önemlisi, hiçbiri çocuk ya da genç değildi. Son zamanlarda, artan şekilde insanların birbirlerini umursamadan birbirlerinin üstlerine doğru yürüdüklerini izliyorum. Marketlerde insanlar, arabalarını geçişi kapatıp kapatmadığına bakmadan duruyor; kendileri raflara bakarken diğerlerini umursamıyor. Ama herkes bir taraftan çocuğunu çekiştiriyor: “Önüne bak ve yürü, kızıyorum.” Taşıt trafiğimizin durumu ortada. Yaya davranışlarımız da pek farklı değil anlaşılan. Çocuklara örnek olacak davranışlar sergilemediğimiz görülüyor. Niçin böyle yapıyoruz? Herkesin çok acelesi mi var? Cep telefonları ile konuşurken yürüyüşümüz ve ses tonumuz kendimizi yalnız hissettiğimizi ve diğer insanları umursamadığımızı mı gösteriyor? Herkes kendi yaptığının doğru, diğerlerinin yanlış mı olduğu kanısına vardı? Yoksa toplu olarak hepimiz, bütün hakların bizim olduğuna ve her olumsuz davranışın sorumlusunun başkaları olduğuna mı inanmaya başladık? Bu sorulara sadece yürüyüşleri izleyerek ulaştım. Şimdi bu inançlarımızın ve yürüyüş şeklimizin haberlere yansımasına bakalım isterseniz.
Yapmasaydı!
Çocuklarımıza “Önüne bak yürü.” diyoruz, ama tüm haberlerde başkalarının yaptığı her şeyi acımasızca eleştiriyoruz. Sadece haber yapanlar, köşe yazarları değil, haberlere yorum yazan insanlar öyle eleştiriler yazıyorlar ki. Aynen çocuğuna kızarken, kendi aynı şeyi yapan aileler gibi başı derde gireni, kendi gibi düşünmeyeni, hatta öleni suçluyorlar ve “Ben asla yapmazdım.” diyorlar. Oysa bunu yaparken kendini temize çıkarmadığının, karşıdakini anlamaya, duygularını değerlendirmeye çalışmadığının hiç farkında değiller. Daha da önemlisi durup “Niçin bu kadar gereksiz ve kötü tepki veriyorum.” diye kendilerini anlamaya çalışmamaları olsa gerek. Açın ve okuyun. “Ben onu sevdim, o beni sevmedi, öldürdüm.” diyen psikopata nasıl hak verildiğini, yasalarca suçlanan hiç tanımadıkları kişilere ve olaylara nasıl övgüler ya da nasıl yergiler düzenlendiğini bir görün. Ölüm sessizliktir ve ölenin ardından konuşulmaz diye deyişleri olan bir toplumun, topyekûn ister eleştirisel olsun ister destekleyici görünsün, yaşamını kaybeden genç bir insanın ardından yas tutmak isteyen yakınlarına, sessiz küçücük bir alan bile bırakmayan, vahşi çığlıklarla yaptıkları ölüm sömürüsüne yeniden bakın. Bakın ve çocuklarınıza “Önüne bak da yürü.” demek yerine, “Yürürken insanlara dikkat et, onları ve kendini anlamaya çalış, duygularını hisset, o zaman yürüyüşün daha mutlu ve sağlıklı olacaktır çocuğum.” demeye çalışın. Hatta “kızıyorum” yerine “seviyorum, değer veriyorum” demeyi deneyin. Belki o zaman o da kendine ve kendine benzemeyenler de dahil tüm insanlara değer vermeyi öğrenir.

 

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram