Çocuk

ÇALIŞAN ANNE VE BABALAR

Değişen yaşam koşulları birçok kolaylığın yanı sıra yeni sorunları getirdi. Rekabet ortamı, teknolojinin ilerlemesi, her anlamda artan hız, kariyer yapmak isteyenlerin daha çok çalışmasına, iş alanında daha çok zaman harcamasına neden oluyor. Bu durumdan en çok etkilenen ise aile hayatı gibi görünmektedir. Evliliklerde artan sorunlar, çocukların anne ya da babaları tarafından yeterince sağlıklı büyütülemediği endişeleri, iş ve aile arasında çatışma olarak algılanıyor.

Gerçekten iş alanında başarı, aile yaşamında başarısızlığa neden olur mu? Bir yandan, aile yaşamı sağlıklı olan kişilerin iş yerinde daha başarılı oldukları görüşü savunulurken bu büyük bir çelişki gibi durmaktadır. Bu çelişkinin yanıtı, zamanlama, planlama ve dengedir. ‘İşiyle evli olmak’ tabiri daha çok sağlıklı bir özel yaşam kuramamış ve doyumu sadece işte bulmaya çalışanlar için kullanılmaktadır. Oysa insanın sağlıklı olmasının tanımı, bedensel, ruhsal ve sosyal anlamda sağlıklı olmayı kapsar. Birinin eksikliği ya da bozukluğu sağlıksızlık göstergesidir.

Kariyer yapmak ile aile, çocuk arasında seçim zorunluluğu genellikle kadın çalışanlar için gündemde tutulmaktadır. Bunun nedeni çocuk bakımı ve gelişimi için tek önemli kişinin anne olarak görülmesidir. Oysa bireysel bağlantı olan emzirme dışında, çocuk ve babanın ilişkisi de gelişimin temel taşlarındandır. Ayrıca yenidoğan döneminden başlayarak adeta birer ayna olan çocuklar, anne ve babalarında olan her şeyi yansıtırlar. Bu nedenle sağlıklı bir baba, anneyi mutlu eden bir baba şarttır. Mutsuz, kendini yalnız bırakılmış, sevilmeyen hisseden bir annenin ve babanın çocuğu aynı duygularla büyür.

Annelerin bu denli ön planda olması anneye ek yükler getirmektedir. Öncelikle gelişimin ilk dönemlerinde bebeğin anneye olan ihtiyacı anneyi bir seçim yapmaya zorlar. Evi seçen anne ilk zamanlar bebekle mutlu olsa da, bebek büyüdükçe başka bir ikilem yaşamaya başlar. Ya bağımsızlığını kazanan bebeğin ardından yalnız ve kendini işe yaramaz hisseden bir anne, ya da bunun yerine bebeğine bir türlü bağımsızlığını vermeyen, ona adeta yapışan olan bebeğe bakacak bir aile büyüğü bulmak ve anneliği anneanne ya da babaanneye kaptırmak. Ayrıca bebeğini evde bıraktığı, onun yanında olamadığı için o zamana değin öğretilenler doğrultusundaki suçluluk duygusu, çevresi, özellikle de büyükler tarafından abartılarak körüklenmektedir.

Bu çıkmazlar içindeki çalışan anne kendince yeni çözümler üretmekte ve bu çözümleri akla uydurmakta, kendini ikna etmeye çalışmaktadır. Bunlardan biri, uygunsa çocuğu işe taşımak, gece gezmelerinde kısaca her yerde onu da almaktır. Oysa bunların çoğu çocuklar için konforlu ve doğru olmamaktadır. Bir başka söylem ‘kaliteli zaman’dır. Kaliteli zaman gerçekte çocuğun ihtiyacı olan zamanı, onun zevk alacağı ve gelişeceği aktivitelerle birlikte paylaşmaktır. Alışveriş yapmak, devamlı gezdirmek, her istediğini yapmak değildir.

Çocuklar bencildir. Bu çocukluk dönemine ilişkin bir özelliktir. Bu nedenle isteklerinin olmasını, hemen olmasını isterler. Onları dengelemek, sınırları koymak erişkinlerin görevidir. Erişkinlerin bu konudaki zayıflıklarını fark ettiklerinde ise sınırları zorlarlar. Evet, çocukların annelerine ihityaçları var. Ama bu süre en azından birçok açıdan tüm ömrü kapsamıyor. Onunla olunan zamanları gerçekten ona ayırmak, kendi başarması gerekenleri onun yerine yapmak yerine öğretmek ve cesaretlendirmek, onu dinlemek, oynamak yetereli. Bunu yapmak için tüm gün ve gece gerekmez. Zamanı iyi planlayan bir anne bunu başarabilir. Yapamayan anne ise çalışmasa da yapamaz.

Zaman doğru planlanabilen ve kullanılabilen bir kavramdır. Öncelikleri saptamak, gerekli olan süreleri ayarlamak, iş kadar aile ve çocuk gelişimi konusunda da bilgi sahibi olmak sorunun çözümünü kolaylaştırır. Bunları yapmak için bir karar vermemiz gerekir. Çok başarılı, kendine güvenli, kimseye ihtiyaç duymayan ama aynı oranda yalnız bir insan mı olmak istiyoruz? Yoksa tercihimizi çok başarılı, başarısını ailesiyle paylaşan, ilerde yaptığı işler kadar yetiştirdiği çocukların sağlıklı, başarılı olmasıyla da ses getiren bir kişi mi? Bu durumda mutlu bir evlilik ve bu mutluluğun bize getirdiği tüm olumlu ruhsal gelişimler unutulmamalıdır. Yani aslında iş, aile ve çocuk arasındaki dengeyi kurarak başarılı olmak, bencilce kendimize yaptığımız ve cömertçe geri dönüşümü olan bir yatırımdır.

 

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram

ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE YAPILAN EVLİLİKLERİN YARATTIĞI PSİKO-SOSYAL SORUNLAR

18 yaş altında yapılan evlilikler “Çocuk evliliği” olarak tanımlanmaktadır. UNICEF Erken/ Çocuk Evliliklerini fiziksel, fizyolojik ve psikolojik anlamda sorumlulukların gelişmesinden önce gerçekleştirilen tüm evlilikler olarak tanımlamaktadır.
Yaygın olarak kız çocuklarının kendilerinden büyük erkeklerle zorla eviliği söz konusu olduğundan “çocuk gelin” tanımlaması yapılmışdır. Ancak bir çok erkek çocuk da 18 yaş altında evlenmek zorunda kalmaktadır. Bu evliliklerin çoğu yasal evlilikler değildir. Hemen tamamı ilk önce dini nikah aracılığı ile gerçekleşmekte ve sonra bazıları resmileştirilmektedir. Ayrıca ev içi şiddet, cinsel istismar, aşırı baskı, ekonomik zorluklar ve çocuğun kişisel patolojileri nedeni ile 18 yaş altında kendi isteği ile evlenen çocuk ve gençler vardır. “Kendi istekleri” adı altında olmakla birlikte bu grup da erken evliliğin getireceği sosyal ve psikolojik sorunları benzer şekilde yaşamaktadır.

Çocukluk dönemi evlilikleri, önemli ve sürekli bir travmadır. Erken yaşda evlilik çocukların eğitim yaşamından kopması ile başlayan bir çok sosyal sorunun yanı sıra bedensel ve psikolojik problemlere yol açar. Temel olarak çocuk evliliklerinin yarattığı psiko-sosyal sonuçlar şu başlıklar altında toplanabilir:

1. Kimlik gelişiminde sorunlar
2. Bilişsel/ psikolojik gelişim sorunları
3. Akran/ eş/ aile ilişki sorunları
4. Ergen annelerin riskli davranışları
5. Çocuk/ ebeveyn ilişki sorunları

Ergenlikten yetişkinliğe geçiş sürecinde formal eğitim önemli bir rol oynar. Bundan mahrum kalan bireylerde bu geçişte problemler ortaya çıkmaktadır. Evlilik, okul çağında bir çocuğu kaç yaşında olursa olsun bir “yetişkin” rolüne sokmaktadır. Ergenlik, çocukların sosyal becerileri edinmenin yanında, kimlik oluşumunun gerçekleştiği bir dönemdir ve bu dönemden önce ve bu dönem süresince çocukların evlendirilmesi sağlıklı kimlik oluşumunu engelleyebilecek önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Hamile kalan ergen kızlar ayrıca kendi kimlikleri ve gelişmekte olan çocuklarının kimliği arasındaki sınırları fark etme ve bu sınırlara saygı göstermede sorun yaşayabilir. ergen annenin bilişsel ve toplumsal gelişimi, normal gelişim basamakları engellendiği için (eğitim, çalışma, yakın ilişkiler, evlilik vb) sekteye uğrar. Evlilik ve çocuk yetiştirmeye odaklanma bazılarında ailevi kimliğin hissedilmesine ve benlik saygısında artmaya katkıda bulunabilir. Ancak bu değişiklikler geçicidir. Erken annelik ergende özerkliğin, yakın ilişkilerle yapılan deneylerin ve emosyonel büyümenin engellenmesine yol açar. Ayrıca, olgun ve erişkin bir bedenin kabullenilmesi de bozulabilir. Ayrıca, ergen kızların ebeveynlik hakkında gerçekçi olmayan beklentileri olduğu ve deneyimle bu beklentilerin değiştiği ve çatışmaların arttığı saptanmıştır.

ERKEN EVLİLİKTE PSİKOLOJİK SORUNLAR
Erken evlendirilen çocukların ruhsal sorunlarına ilişkin çalışma yok denilecek kadar azdır. Çalışmalar ergen gebeliklerine yönelik yapılmaktadır. Erken evlilik=Erken gebelik şeklinde kabul edilebilir. Ayrıca her çocuk evliliğinin aynı zamanda nitelikli çocuk cinsel istismarı olduğu düşünüldüğünde, cinsel istismara uğrayan çocuklarda yapılan çalışmalar bize ip ucu vermektedir. Cinsel istismara uğrayan çocuklarda ruhsal bozukluk görülme oranının % 60’ın üzerinde olduğu belirtilmektedir. Türkiye’de çocuk yaşta evlendirilmiş bir grup üzerinde yapılan çalışmada psikiyatrik bozukluk oranı%45,8 bulunmuş ve en çok MDB ve uyum bozukluğu geliştiği saptanmıştır(Soylu ve ark 2012).Ancak fiziksel ve duygusal şiddete/istismara maruz kaldığını bildiren olgularda ruhsal bozukluk oranı daha yüksek saptanmıştır. Bu olguların % 14,6’sı evlendirildiği kişi tarafından fiziksel şiddete/istismara, % 27,1’i ise duygusal şiddete/istismara uğradığını belirtmiştir. Son yaptığımız çalışmada bu oran %46.7 olarak saptanmıştır (Nasıroğlu ve Semerci 2017).

Psikiyatrik sorun görülme şiddetini etkileyen faktörler
• Çocuğun yaşının ne kadar küçük olduğu
• Evlendiği kişi ile arasındaki yaş farkı
• Evlenilen kişiye ilişkin özellikler (önceden tanıma, çalışıp çalışmadığı)
• Yaşam şekli (çekirdek aile-geniş aile)
• Fiziksel ve duygusal istismarın varlığı
• Gebelik durumu
• Önceden cinsel bilgilendirme olması

Çocukların, özellikle kız çocuklarının henüz biyo-psikososyal gelişimini tamamlamadan evlendirilmesi birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Henüz gelişimlerini tamamlamadan bu çocuklara aile, ev, çocuk bakımı gibi sorumluluklar verilmektedir. Evlenen çocuk akranlarından soyutlanmakta, eğitimden mahrum kalmakta ve sonuç olarak kendini izole edilmiş, dışlanmış ve mutsuz hissetmektedir. Bunlar ciddi psikiyatrik sorunlara zemin hazırlar. Küçük yaşta evlendirilen kız çocuklarında depresif belirtiler on sekiz yaş üstü evlilere göre daha yaygın görülmektedir ve intihar düşüncelerinin10-17 yaş arasındaki evli çocuklarda evli olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Okula devam edemeyen kız çocukları, ev dışındaki hayattan dışlanma, özgüven eksikliği, değersizlik hissi ve ekonomik hayata katılamama, yoksulluk gibi sonuçlar ile karşı karşıya kalır.

UNICEF’in yaptığı araştırma, çocuk gelinlerin evlilikleri ve kendi hayatları ile ilgili kararlarda daha az etkin olduklarını göstermektedir. Aile ve arkadaşlarını ziyaret edip edemeyeceği; bir iş sahibi olup olamayacağı; okula devam edip edemeyeceği; sağlık problemleri ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanıp kullanamayacakları ile ilgili son sözü evli oldukları erkek söylemektedir. Bu durum kız çocuklarının evliliklerindeki rollerinin etkin olmadığını göstermektedir. Çocuk yaşta evlenen kız çocukları diğer yaş gruplarındaki kadınlara göre fiziksel şiddete iki kat, cinsel şiddete ise üç kat daha fazla maruz kalmaktadırlar. Ayrıca bu bireyler uğradıkları fiziksel şiddetten dolayı eşlerini haklı görme olasılıklarının da daha yüksek olduğu görülmüştür.

ERKEN EVLİLİK ÇOCUKLARI
Erken evliliğin ardından gelen erken gebelik fiziksel olarak ciddi sorunlara yola açarken,diğer yandan henüz kendi gelişimini tamamlamamış çocuk için bir bebek sahibi olmak ve sorumluluk almak önemli psikolojik problemleri beraberinde getirir. Bu durum yeni doğan bebeğin ruhsal gelişimini de olumsuz etkiler. Ergen annelerin doğum öncesi ve sonrası takipleri çok daha az yapılmaktadır. doğurduğu bebeklerde; Düşük doğum ağırlığı, prematüre doğum ve doğumsal anomalilerin riski erişkin dönem göre çok artmıştır. Erken annelerin bebeklerinde ani bebek ölümü sendromu, kazalar, zehirlenmeler çok daha fazladır ve bebek ölümleri artmaktadır.

Anneliğe uyumda ergen için toplumsal destek ve sosyo-ekonomik durum önemlidir. Toplumsal desteklerin yeterliliği verimli duygu düzenlemeyi sağlar. Dolayısıyla ergen anneler bu yönde de sorun yaşar. Zaten ergenlik döneminde anneliğin kendisi toplumsallaşma ve akran desteği için gerekli pek çok görevi engellemektedir. Yapılan çalışmalar ergen annelerin bebeklerine daha az yanıt verdiklerini ve daha az yatıştırdıklarını göstermektedir. Ayrıca gelişim için gerçekçi beklentileri daha azdır ve cezalandırmayı bir terbiye yöntemi olarak daha sık kullanırlar. Bu durum temel olarak olgun olmama ve engellenmeye bağlıdır. Çocuk annelerde agresyon, fiziksel ceza verme ve hoşgörüsüzlük artmış oranda görülür.

Ergen babalarla ilişkili çalışmalar çok azdır. Ama çocuğunlukla çocuk babalar içinde çalışma ve eğitim sorunları başı çeker. Anneden yaşca büyük ya da aynı yaşda olan çocuk babalrın çoğu eğitimlerini terk etmek zorunda kalmış, kalifiye olmayan işsiz bireyler olurlar. Çocuk babaların çok azı uzun dönem anne ve çocuk için destek olabilmektedir.
Ergen annelerin çocuklarının duygu düzenleme becerileri kısıtlı, daha agresif ve sözel işlevlerinde sorunlar olduğu bilinmektedir. Genelde eğitim düzeyleri düşük kalmakta bu da ebeveyneleri ile aynı kısır döngüyü yaşamalarına neden olmaktadır.

ÇOCUK EVLİLİKLERİNİ ENGELLEMEK İÇİN NE YAPILMALIDIR?
En iyi yöntem engellemektir. Yasalar zaten çocuk evliliklerine izin vermemektedir. Ancak yasal önlemler yeterli değildir. Analizler göstermektedir ki her 2 kız ergenin liseyi bitirmesini sağlarsak, 1 çocuk gelini önlemiş oluyoruz. Aynı şekilde 4 hane geliri artırılırsa 1 çocuk gelin önleniyor ve 7 anne veya 7 babaya sadece okuma yazma öğretilmesi veya ilköğretim düzeyinde eğitim sağlanması ile 1 çocuk gelin önleniyor. Dolayısıyla çocukların ve ailelerin eğitim düzeyleri başta olmak üzere sosyal destekler çocuk evliliklerini önelemkte önemlidir.
Kız çocuklarının bilgi, beceri ve destekleri arttırılarak çocuk yaşta evliliklere karşı önlem alınabilir. Kendileri, dış dünya ve varolan seçenekleri hakkında bilgilendirilerek, sosyal ve ekonomik bağımlılıklarından kurtulmak adına hareket etmeleri sağlanmalıdır. Okula devam sağlama, çocuk yaşta evliliklerin önüne geçmede önemli bir önlemdir. Sadece okula gidiyor olmak bile, kız çocuğunun bir “çocuk” olduğunun görünürlüğünü sağlaması açısından önemlidir. Bunun yanında okulda edinilen deneyimler çocukların sosyal bir çevre kurmalarına, bilgi ve beceri edinmelerine, istismar ve kötü muameleden korunmalarına ve kendileri için harekete geçmelerine yardımcı olur.

Çocuk yaşta yapılan evliliklerde karar vericiler genellikle aile büyükleridir. Bu yüzden aileleri eğitmek, toplumu seferber ederek sosyal normları değiştirmeye çalışmak, çocuklar için daha destekleyici ve daha az cezalandırıcı bir dünya oluşturmak en sık kullanılan önleyici tedbirdir.
Yoksulluk ve özellikle kız çocukları için gelir kaynaklarının sınırlılığı, çocuk yaşta evlilik oranlarına katkıda bulunan etkenlerdendir. Çocuklara ve ailelere yönelik ekonomik olanakların sağlanması gerekmektedir.

ENGEL OLAMADIĞIMIZDA
Çocuk yaşta evliliğe maruz kalan bireyler, gördükleri kötü muamele, fiziksel ve cinsel kötüye kullanım, ağır evlilik ve aile sorumluluklarından dolayı kendilerini güvensiz hissederler. Bu yüzden destekleyici bir ortam sunulmalıdır, böylece yalnız olmadıklarını ve ihtiyaç duyduklarında destek alabileceklerini hissedebilirler.
Evliliği bitirmeye karar veren bireylere yasal ve ekonomik yardım sağlanmalıdır. Hassas durumdaki bu bireylerin sosyal servislere ve sağlık servislerine erişimleri de önem taşımaktadır. Maruz kaldıkları ağır stres var olan baş etme becerilerini kullanmalarına ve yeni beceriler geliştirmelerine engel olacaktır. Yaşadıkları travma ve stres karşısında var olan problem çözme becerilerini kullanmalarına ve yenilerini geliştirmelerine teşvik edilmeleri gerekir. Erken yaşta evliliğe maruz kalmış bireyler akranlarından farklı oldukları, dünyanın tehlikeli bir yer olduğu, kendini suçlu görme gibi negatif bilişler edinirler. Psikoterapide bu bilişlerin hedeflenmesi önemlidir.
Aynı zamanda erken yaşta evlenme, ebeveynlik, sorumluluklar konusunda var olan dini ve kültürel yanılgıların farkında olunmalı; kişinin bu konulardaki bilgi ve algısı göz önünde tutularak temel bir cinsel eğitim verilmelidir. Sağlıklı bir ilişkinin nasıl kurulacağı hakkında bilgi verip bunu uygulamalarına yardımcı olunmalıdır. Ruh sağlığı profesyonelleri, bu bireylere güvende oldukları hissini sağlayarak günlük hayatlarındaki rutinlerini ve rollerini tekrar oluşturmalarına yardımcı olmalıdırlar. Çocuk yaşta evliliğe maruz kalmış bireylerde depresyon ve intihar davranışları daha yaygındır. Destek ve gerektiğinde müdahale gerekir.

Çocuk yaşta evliliğe maruz kalmış bireyler, sosyal, zihinsel, fiziksel ve kişilerarası ilişkilerde yaşayabilecekleri problemler hakkında bilgilendirilmeli, anne ve çocuk sağlığı hizmeti veren yerlerin bu bireylerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde servis sunmaları gerekmektedir.
Çocuk yaşta evlilikler sıklıkla kötü muamele ve istismar içerirler. Bu yüzden tüm sağlık, eğitim, sosyal ve yasal servis çalışanlarının çocuk yaşta evlilik şüphesi olan durumları rapor etmeleri ve bu konudaki yasal sorumluluklarını bilmeleri önemlidir.

Erken yaşta evlilikler karşı çıkalım. Çocukların çocukluklarını yaşamaları için sorumluluklarımızı alalım. Çocukları yetiştirirken, onlara örnek olurken dikkatli olalım. Onları, özellikle kız çocuklarımıza evlilik dışı kariyerler hedefleyelim Bunları yaparken “çocuk gelinler” tanımlamasını yapmayalım. Çocuklardan gelin olmaz. Bu tanım ile fark etmeden bir onay veriyoruz.Tıpkı “töre cinayeti” diyerek, anlamlandırdığımız cinayetler gibi. Karşımıza “aşık oldum,evleneceğim” diye gelen çocuklarımızla konuşalım, hatta onlara sevgimizi gösterelim ki sevgiyi başkalarında aramasınlar.Onlar çocukluk yapsalar da, biz çocukluk yapmayalım. Çocukluk yapmak çocuklara yakışır. Bizler büyüdük ve çocukları korumak, çocukluk yapabilmeleri için gerekli herşeyi sağlamakla yükümlüyüz.

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram

OYUNUN BEYİN GELİŞİMİ VE YARATICILIK ÜZERİNE ETKİSİ

Gelişim, genetik ve çevresel değişkenlerin karşılıklı etkileşimlerinin ürünüdür ve bireysel farklılıklar gösterir. Gelişim ve büyüme bir birinden farklı kavramlardır. Büyüme yaşla birlikte oluşan bedensel artışları içerir. Oysa gelişim dinamiktir ve yaşam boyu sürer.

Her gelişim alanı kendi değişimini sürdürürken diğer gelişim alanları ile de etkileşim halindedir. Sağlıklı gelişim için yaşamın dönemlerinde olması gereken değişimlerin gerçekleşmesi gerekir. Çocuğun gelişimine etki eden genetik özelliklerin yanı sıra çevresel etkileşimler ve destekler önemlidir. Çocukların psikososyal gelişim dönemlerinde her dönemde olması gereken değişimlerle gelişim izlenir. Bu dönemlerde gelişimin sağlıklı olması için gerekli çevresel etkenler düzenlenebilir. Çocuğun gelişimi için önemli olan bu etkenlerden birisi de oyundur.

Gelişimin önemli bir parçasını beyin gelişimi oluşturur. 0-3 yaş arası önemli kazanımların olduğu bir dönem olsa da sanıldığı ve sıkca söylendiği gibi beyin gelişimi bitmemektedir. Doğumdan sonra beyin kendisini oluşturan sinir hücreleri (nöronlar) arasında binlerce bağlantı (sinaps) yapmaya devam etmekte, sonra onların gereksiz olanlarını budayarak 30 lu yaşlara kadar gelişimini sürdürmektedir. Yani kalıcı olarak öğrenmek ve öğretmek için zaman sandığımızdan çoktur.
Bu gelişimin olabilmesi için doğum sonrasında uygun uyaranların sağlanması gerekir. Bu uygun davranışları sergileyen anne-baba, sağlıklı çevre, doğru eğitim demekdir. Zamanında ve doğru olmayan her tür müdahale hem o andaki gelişimi, hem de bir sonraki gelişimi olumsuz etkileyecekdir. Oyun beyinde yeni bağlantılar oluşmasını sağlar. Bebeklikten itibaren çocukların tekrar tekrar oynadıkları oyunlar öğrenmelerinde en büyük etkenlerden biridir. Az-çok, büyük-küçük gibi kavramlar, şekiller, renkler oyun yolu ile öğrenilir.Oyun sırasındaki tekrarlamalar,denemeler onları kalıcı bilgiye dönüşür.

Bilişsel Gelişim ve Oyun

Bilişsel gelişim düşünme, öğrenme, akıl yürütme ve hatırlama gibi becerileri kapsar. Çocuğun bilişsel gelişimi de kalıtsal özellikler ve çevre etkisi ile biçimlenir. Çocukların bilişsel gelişimleri zeka gelişimi, uyum sağlama ve yaşamı organize etmeyi sağlar. Oyun bilişsel gelişimin sağlanması için de önemlidir ve döneme özgü farklar taşır.

Duyusal-Motor Evre: Bu evre, 0-2 yaş arasını kapsar. Bu evrede çocuk kendini dış dünyadaki nesnelerden ayırt etmeyi öğrenir. İlk başlarda nesneler bebek için görsel alanı içindeyken vardır. Nesne görsel alan dışına çıktığında bebek yokmuş gibi davranır. Yaklaşık 10. aydan sonra bebek görsel alanın dışına çıkan nesneyi aktif olarak arar. Ancak bu arayış kısıtlıdır. Bebek bir yere saklanan oyuncağını hep aynı yerde arar. Bir yaşından sonra farklı yerlere bakmaya başlar ve kavram ve dil gelişiminin de başlangıcıdır. Bu dönemde elleri açıp kapama, ce yapma gibi duyu- motor gelişimine katkısı olan oyunlar ön plana geçer. Yeni doğan için en iyi oyuncak ebeveynleridir. Onun için oyuncak değil, ebeveyni ile kuracağı ilişki önemlidir. Bebekler ebeveynlerinin yüzlerini, ellerini izlerler. Onunla konuşmak, gülümsemek, yüz hareketleri yapmak onu geliştirir. Çünkü beyin gelişimini en fazla etkileyen şey ebeveyn ile kurulan ilişkidir. Bebek konuşmayı ve kelimeleri ebeveyninin onunla konuşmasıyla öğrenir. Ebeveyn de bebeğinin hareketli, sessiz gibi özelliklerini bu şekilde keşfeder. Masallar anlatmak, fış fış kayıkçı, ce-ce gibi oyunlar oynamak, konuşmak, gülümsemek 0-1 yaş için en iyi oyunlardır. Ayrıca ona uzatacağınız nesneleri yakalamaya çalışması, başını dik tutmasını geliştirecek yere yüz üstü uzanarak yapılacak aktiviteler bedensel gelişimi sağlar. Bu dönemde çıngıraklar,kırılmayan aynalar,yumuşak, yıkanabilir, renkli doldurulmuş suratında gülümseme ifadesi olan peluş hayvanlar ya da oyuncak bebekler, küçük kumaştan toplar oyuncak olarak seçilebilir.

İşlem Öncesi Evre: Bu evre 2-7 yaş arasını kapsar. Çocuk dili kullanmayı ve nesneleri kelimelerle anlatmayı, onları hayali kullanmayı öğrenir (Bir kutuyu araba gibi sürmek. Çocuğun taklit becerileri gelişir, simgesel oyunlar oynamaya başlar. Daha önce başka çocuklarla oynamayan, yan yana geldiğinde diğer çocukla ilgilenmeden oyununa devam eden çocuk artık kendi yaşıtı oyun arkadaşı arar. Ama aileleri ile oyun oynama isteği bitmez. Oyun bu dönemde sosyal ilişkiyi geliştirme yoludur. Daha kurallı oyunlara, grupla oynamaya, paylaşmaya atılan bir adımdır. Yap-bozlar, legolar bu yaşın kendi kendine oynayabileceği ama aileleri ile de paylaşabileceği oyunlardır. Yaratıcı oyunları severler. Başka eşyalarla ev yapmak, tüneller oluşturmak, farklı kıyafetler giyerek taklit etmek eğlenceli ve öğretici olur. İki-üç yaş arası halkayı çubuğa sokma ya da geçirme oyuncakları ,İç içe geçmiş kaplar ya da kutular,ses çıkartan, ortaya çıkan ya da hareket eden parçalara sahip olan, itilebilen ya da çekilebilen oyuncaklar, basit, sağlam müzik aletleri. Ör: (zilli) tef, marakas, bateri,oyuncak bebekler ve doldurulmuş ya da peluş hayvanlar,oyuncak telefon, çay partisi seti, oyuncak bir mutfak veya bebek arabası gibi inandırıcı oyun takımları,üzerine binebilecekleri oyuncaklar ya da üç tekerlekli bisikletler,müzik aletleri ( yanıp sönen ışığa sahip ve bastığında müzik sesi çıkartan tuşa sahip olan oyuncaklar),puzzlelar (bulmacalar) en gözde oyuncaklardır. Üç-altı yaş arası ise sanat malzemeleri ve zanaat kitleri,farklı şekillerdeki bloklar, legolar, daha karışık ve daha kompleks bulmacalar, puzzlelar,aksiyon figürleri, bebekler, giydirme oyunları, otopar, garaj veya tren istasyonu gibi oyuncaklar, top bunlara eklenir.

Somut İşlemsel Evre : 7-12 yaş arasını kapsar. Bu dönemdeki çocuklar artık kuralların nedenini kavrayabilirler ve uyarlar.Kurallı oyunlar oynayabilirler. Bu dönemde hız, zaman, şans ve olasılık gibi kavramları öğrenirler. Evdeki eşyalarla oluşturulan oyun alanları, kahramanların taklitleri kadar aile ile oynayacağı kutu oyunları, kelime oyunları onlar için caziptir. Diğer çocuklarla oynanan oyunlar artmakla birlikte, aile ile oyunun paylaşılması çocuk hala önemini korur. Yapılacak aile geceleri ile hep birlikte kutu oyunları, kelime oyunları oynamak gerekir. Altı yaşından sonra çocuklar daha hareketli, kurallı, takım oyunlarına yönelirler. Okul arkadaşları önem kazanır. Çünkü okul aynı zamanda arkadaşlarla oyun yeridir. Yapılacak aile geceleri ile hep birlikte kutu oyunları, kelime oyunları oynamak eğlendirici olduğu kadar, çocukları grup oyunlarına, kaybetme ve kazanmayı öğrenmeye hazırlar. Kurallı oyunlar onlara kurallara uymayı öğretir, arkadaşları ile ilişkilerinde değerlidir. Kitap okumak ve okunanlar hakkında konuşmak çocukların öğrenme sürecini hızlandırır. Oyunlar çocukların dil gelişiminde kendini ifade etmeleri için zengin bir iletişim ortamı sağlar, yeni sözcükler öğrenirler, soru sormayı, sorulara yanıt vermeyi, düzgün ve karmaşık cümle yapılarıyla kendilerini ifade etmeyi öğrenirler. Arkadaşlarıyla girdiği etkileşimler neticesinde paylaşma, yardımlaşma, işbölümü, bekleme, isteme, sıraya girme, söz alma, dinleme vb gibi sosyal becerilerini geliştirirler. kıyafetlerle olayları canlandırma oyunları, boyalar, resim çizme, müzik ve dans onun hayal gücünü ve yaratıcılığını destekler.
Bu dönem okul dönemidir. Ama çocukların ders saatlerini arttırıp, oyun zamanlarını azaltmak öğrenme üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Oyunla öğrenme ve çocuğa oyun zamanı tanınması öğrenmeyi ve gelişimi olumlu destekler. Eğitim tekerleği bulunan bisikletler ,uzaktan kumandalı arabalar,temel bilim kitleri,mıknatıslar, büyüteçler ve teleskoplar, bebekler, lego, spor malzemeleri, el işi takımları, satranç-dama gibi oyunlar, kutu oyunları bu dönem tercih edilecek oyuncaklardır.

Soyut İşlemsel Evre : 12 yaş ve üstünü kapsar. Bu dönemde genç soyut düşünme, nedenselliği görme ve kavramları tanımlayabilme yeteneklerine kavuşur ve geliştirir. Düşünce soyut, sistemli ve mantıklı olmaya başlar. Sembol kullanımı gelişerek artar. Bu dönem arkadaşlarla paylaşmanın önem kazandığı dönemdir. Artık “büyüdüklerini” düşünseler de oyun hala çok önemlidir. Bu dönemde kutu oyunları, masa oyunları gibi grup oynanan oyunlar önemlidir. Oyun olarak spor aktiviteleri daha öne geçer ve gelişime katkısı değerlidir. Yine müzik aktiviteleri, tiyatro-drama oyunları, açık alanda oynanan aktivite oyunları ilgi çeker. Zanaat kitleri, daha detaylı bilim kitleri,açıkhava spor ekipmanları,karmaşık inşaat setleri, scrabble, monopoly ve trivial pursuit gibi masa oyunları, model kitleri uygun olur.

Bilişsel gelişim sürecinde oyun, bilişsel gelişimini henüz tamamlamamış olan çocuk için duyguların dışa vurum yoludur. Bununla birlikte zor ve korkutucu olan duygularını ve deneyimlerini seçtiği oyunlar ve oyuncaklar yoluyla yansıtır. Böylece, olumsuz duyguları ile baş etmeyi oyun içinde öğrenir. Sorun çözme ve beceriler oyun yoluyla gelişir. Çocuk günlük yaşantılarını benzer durumlar yaratarak ve bunların üstesinden gelerek denemeyi ve düzenlemeyi öğrenir. Çocuğun gelişiminde oyunun bir çok alanda önemi vardır. Oyun çocuğun güven oluşturmasını, kendini mutlu, sevilen ve güvenli hissetmesini sağlar. Sosyal becerilerinin gelişmesi için oyun gereklidir. Oyun çocuğa deneme yanılma yoluyla doğruyu bulmayı, başladığı işi bitirmeyi ve bir şeyler başarmak için çaba gerektiğini öğretir. Kurallara uyma becerisi kazandırmak, iş birliği yapmayı,yardımlaşmayı ve paylaşmayı öğretmek oyunun çocuğun sosyal gelişimine yaptığı katkılardır. Çocuklar erişkin rollerine oyun oynayarak hazırlanır. Ayrıca oyunlar kazanma ve kaybetmeyi yaşayarak öğrendiği süreçlerdir. Oyun oynayarak çocuk dikkatini toplamayı, uyumlu hareket etmeyi, el-göz koordinasyonu sağlamayı öğrenir. Tepki verme hızını ayarlama ve denge becerisini geliştirme oyunla olur.
Oyun yaşam boyu süren bir gelişim ve öğrenme sürecidir.

Hayal gücü ve yaratıcılık

Hayali oyunlar çocukların kendilerini başka birinin yerine koyarak, duygu, düşünce ve isteklerini dışa vurdukları oyunlardır. Battaniyeler koltukların arasına konularak çadır yapılabilir. Hayali fincanlarda çay sunulabilir ya da herhangi bir nesne çay fincanına dönebilir. Bir sopadan at, masa örtüsünden pelerin olabilir. Kil, kum, çamur, oyun hamurları çocukların elinde yaratıcı oyunlara dönüşür.Yarattığı şekillere can verir. Tüm bu tür oyunlar çocukların hayal güçlerinin ve yaratıcılıklarının gelişmesini sağlar. Bedenini kullanarak tırmanmak, koşmak, atlamak, kendini kahramanların yerine koymak fiziksel gelişimini sağlar. Hayal gücü dünyaya bakış açısını geliştirir.İnsanı zaman ve makandan özgür kılar. Merak yaratıcılığın başlangıcıdır. Çünkü, merak yeni ve bilinmedik şeylerin uyandıdığı bir güdüdür. Tek hedefi merak edilen şeyin ne olduğunu bulmaktır. Bir bebeğin daha yaşamının en başında yüzünüze bakışı,sesinize dönüşü merak doludur.Çünkü öğrenmenin temelinde merak yatar. İki tip merak vardır.Bilişsel ve duyuşsal.Bilişsel merak öğrenmeyi, duyuşsal merak ise yeni heyecanları ve deneyimleri körükler. Ama her ikisinin de sonucu öğrenmek, gelişmek ve yaratıcılıktır.

Her çocuğun merakının dışa vurumu farklıdır. Kimi dünya içindeki gizemi merak eder,kimi merak ettiği şeyi ellemek koklamak yanlısıdır. Parmaklıklı yatağından aşağıda olanları,oradan odanın dışını,evi keşfetmesi için merak etmesi gerekir. Aslında yatağındayken bile merakı sürer. Parmağını emer merakından,bulduklarını ağzına götürür.Her yana yaklaşana merak dolu gözlerle bakarak keşfetmeye çalışır.Bu nedenle çocukluk döneminde merak duygusu körüklenmeye çalışılır. Her çocuğun merak etme düzeyi farklıdır. Merak edenleri durdurmak yerine, etmeyen çocukları yüreklendirmek gerekir.Keşfetmeye, öğrenmeye ve sosyalleşmeye yönlendirmenin en iyi yolu merakını desteklemek ve arttırmaktır. Dışarda ne oluyor? Nasıl oyun oynanır? Çok sevdiği çikolata nasıl yapılıyor? Karanlıktan korktuğunda yanan lambayı kim,nasıl yapmış? Merak ettikçe öğrenecek,öğrendikçe daha çok merak edecek ve gelişecektir.Keşif haz verir. Haz yeniden isteme ve yapma duygusu. Hepsinini ateşleyen ise merak duygusudur. Merak duygusunu öldürmek bir anlamda onun gelişimini ve öğrenmesini öldürmektir. Korku merakın en büyük düşmanıdır. Korkmaya başlayan çocuk yeni şeyler istemez,keşfetme arzusu kalmaz.Aşina olduğu şeylerle yetinmeyi,daha fazlasını merak etmemeyi öğrenir.Hayal kuramamak, merak ett,klerini gerçekte ya da zihinsel uyguluyamamak yaratıcılığı ve sonuç olarak problem çözme becerisini öldürür. Hayal ve yaratıcılığın gelişmesi için ilk yapılacak şey TV ve digital oyunları kapatıp, onlrala oynamak ve sorulara yanıt vermektir.

Yaratıcılık hayal kurma, üretkenlik, problem çözme ve bir değer ortaya çıkarabilme becerisidir. 6 yaşına kadar hızlı gelişir sonra yaratıcılığın gelişimi sürse de daha yavaştır. Yaratıcılık verilen eğitimle, yaşanılan ortamla ve çocuğun nasıl desteklendiği ile bağlantılı olarak gelişir. Çocuklara sık soru sormak, onların beklenmedik farklı yanıtlarını teşvik etmek, deneyimleme ve sebat gösterme konusunda teşvikte bulunma, kendine güvenlerini desteklemek,oyun ve eğitim yaratıcılığın gelişiminde önemlidir. Çocukların öğrenme ve yaratıcılıklarının gelişiminde sanatsal aktiviteler ve eğitim önemlidir. Sanatsal aktiviteler ve destekleyici eğitim çocuklara analiz yapabilme, sentez yapabilme ve değerlendirme yapabilme becerisi kazandırır. Açık uçlu tartışmalar ve tüm dil aktiviteleri, bilimsel ve sosyal çalışmaları, dramatik oyunlar ve sanatsal faaliyetleri bir araya getiren uzun dönem aktiviteler,öğrenmenin ve yaratacılığın gelişiminde önemlidir.

Ortam yaratıcılığın gelişmesi için önemlidir. Yaratıcı ortamın en temel özelliği oyunu teşvik etmesidir. Oyunun, çocuklarda yaratıcılığı geliştirdiği tartışmasızdır. Hatta daha büyük çocuklar ve yetişkinler yaratıcı düşüncenin ortaya çıkması için “oyuncu” olmaları konusunda teşvik edilirler. Hayali oyunlar (özellikle taklit oyunları) ve serbestçe seçilen aktiviteler erken çocukluk döneminde yaratıcılıkla en yakın ilişkide olan kavramlardır.Yaratıcılık da oyun da hayal gücü, içgörü, problem çözme, farklı düşünme, duyguyu deneyimleyebilme ve tercih yapabilmeyi gerektirir. Bu, her oyunun yaratıcılığı geliştireceği anlamına gelmez. Yaratıcılığın gelişimi için en önemli şey çocuğun oyunda aktif olmasıdır. Prentice, aktif olarak dahil olmanın en kritik unsur olduğunu söyler. Eğitim ortamında da yaratıcılığın gelişebilmesi için, öğrenenlerin kendi öğrenme süreçlerie aktif olarak dahil olmaları gereklidir. Çocuklara olumlu sonuçlar göstererek onların hayal güçleri ile oynadıkları oyunları geliştirmeleri yaratıcılığı geliştirir.

Önemli olan çocuklara değer vermek,hayallerine ortak olmak, onlara fırsat vermek ve güvenmektir. Kız ya da erkek çocuğun gelişim için onlara istedikleri oyunları oynayabilmeleri ve oyuncakları seçebilmeleri için eşit fırsatlar sağlamaktır. Her iki cinse de aynı ölçüde ve eşit çeşitlilik sağlamak beyin gelişimi ve yaratıcılık için gereklidir. Oyun çocuğun sahip olduğu bir yetenektir ve desteklenmelidir. Yaratıcılığı ve hayal gücünü desteklemek için anne babalrın çocukları oyunlarında serbest bırakmaları gerekir. Çocuk için herhangi bir şey oyuncak haline gelebilir. Onun hayal ettiği şey ve oyuncak olmadığını söylemek yerine yaratıcılığını teşvik etmek geliştiricidir. En önemlisi ebeveynlerin oyuna zaman ayırmalarıdır. Bu zamanın düzenli olması gerekmez. Trafikte giderken, ev işi yaparken aynı zamanda çocuğun yaratıcılığını geliştirecek aktiviteler yapılabilir. Ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken önemli bir kural da çocukların oyun zamanlarını onları eğitme, öğretme ve geliştirme zamanı olarak düşünerek kurgulamamalarıdır. Oyun öğrenme ve yaratıcılık için çok önemlidir ama çocuğun oyununu kurmasına, yaratmasına ve yönetmesine izin vermek, her oyunda “öğretmen ya da erişkin” olma isteğinden vaz geçmek ve çocuğun sadece oyun oynamasına izin vermek şarttır.

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram

KONUŞABİLEN EBEVEYNLER OLABİLMEK

Çok bilinen fıkralardan biridir. Baba ondört yaşına gelen oğluyla “hayatın gerçekleri” konusunda konuşma zamanı geldiğini düşünür.Oğlunu karşısına alır. “Seninle cinsellik hakkında konuşmanın zamanı geldi” der. Saatine bakan çocuk, babasına döner ve “tamam baba, arkadaşlarla buluşacağım.Bu konuda ne öğrenmek istiyorsan bir an önce sor da, anlataıp gideyim” der. Cinsellik hakkında konuşma zamanını ve neler konuşulacağını bilmek gerekir.Konuşma mutlaka çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır. Onun bu konudaki bilgisini anlamak önemlidir. Yargılamaktan kaçınarak, anlamaya çalışılarak yapılan konuşma etkin olacaktır. Beden diliniz, kullandığınız kelimeler kadar gereklidir. Televizyon seyrederken “sevişmek nedir” diye soran çocuğa cevap vermek zor gelebilir. Bu zorluk nedeni ile gerginleşebilirsiniz. Bu soru karşısında çocuğa “haydi filmi seyret” şeklinde yanıt vererek olayı geçiştirdiğinizi düşünebilirsiniz. Oysa fark etmeden çocuğa istemediğiniz mesajlar vermiş olursunuz. Çocuk hem sizin gergin olduğunuzu fark eder, hem de bir daha soru sormaması gerektiği mesajını almış olur. Oysa yaşına uygun olarak bir açıklama yapmak her ikinizi de rahatlatacaktır. Örneğin “sen bu kelimenin anlamı hakkında ne düşünüyorsun?” Ya da “bu kelime hakkında tam olarak ne öğrenmek istiyorsun” diye sormak doğru yaklaşımı kolaylaştıracaktır.

Benzer şekilde beklemediğimiz ama gelişime bağlı oyunlar ve davranışlar sizi korkutabilir. Korku nedeniyle davranışlarınız ve sözleriniz çocuklara cinsellik konusunda yanlış mesajlar verebilir. Doğa’nın annesi içeri girdiğinde Doğa’nın belden aşağısı çıplaktı ve yatağında yatıyordu. Deniz, boynunda oyuncak bir steteskopla, eliyle Doğa’nın kasıklarına bastırarak “Böyle yapınca acıyor mu?” “Peki böyle yapınca acıyor mu?” diye sorular soruyordu. Doğa’nın annesi bir çığlık attı. Deniz’i kolundan tutup dışarı savurdu, Doğa’yı yataktan kaldırıp pantolonunu sertçe yukarı çekti. Deniz de Doğa da ağlamaya başladılar. Anne “bir daha görmeyeyim” dedi. Bağrışmalara gelen babası olanları öğrenince “bunu kimse duymasın ve bir daha sakın yapmayın” diye konuştu. Böylece her ikiside bedenlerinin utanılacak, gizlenecek ve ayıp bir şey olduu konusunda mesaj almış oldular. Halbukki onlar yaşları gereği birbirlerin bedenlerindeki farklılıkları anlamaya çalışıyorlardı. Böylece cinsellikle ilgili ebeveynlerle kurulabilecek ilişki bozulmuştu. Ayrıca gelecekte kendi bedenleri ve karşı cinsin bedenleri konusunda sorun olabilecekti. Tabiki annenin bu durumda görmezden gelip, kapıyı çekmesini beklememek gerekir. Ama onlara “demek doktorculuk oynuyorsunuz. Sanırım bedeblerinizi merak ediyorsunuz. Bu konuda konuşalım mı? “ dese ve oyunu bu şekilde durdursa tümü sağlıklı olarak sürebilir.

Anlatılanları farklı kelimelerle tekrarlanarak, doğru anlayıp anlamadığını kontrol etmek gerekir.Çocuklarla konuşurken sorularını dinlemek gerekir. Sorularını duymazdan gelme ya da yanlış anlama sorun yaratır. Sorusu size zor ya da anlamsız gelse de anlamaya çalışın. Çocuğunuza sorular sorarak ne bildiğini kontrol edin. Bu soruları da cinsiyet farkı gözetmeksizin sorun.Önemsizmiş gibi davranma ya da susturma doğru olmaz. Önemseyen, açıklama yapan, konuyu doğru ele alan, kendini anlamaya çalışan, dinleyen, kabullenen ve güvenilir olan bir ebeveyn doğru konuşmayı yapabilir. Bütün soruların yanıtlarını bilmek gerekmez. Önemli olan soru sorulabilen ebeveynler olabilmektir. Soru sormaları korkulacak ya da kaçılacak bir durum değildir. Aksine doğru bilgi verebilmeniz için ele geçen fırsatlardır. Çocuğunuzu erken yaşlarda cinsellik hakkında eğitmek, ergenlik çağında iletişim kurmanızı kolaylaştıracaktır.

Çocukların her yaşta sizinle her konuyu konuşabilmeleri için onlarla sağlıklı bir ilişki kurmuş olmanız gerekir. Hiçbir şeyi paylaşmayan, zaman geçirmeyen ebeveynlere soru sormak, hele cinselliğe ilişkin soru sormak zor gelecektir. Boş kaldıkça ya da gerektikçe ayrılan zamanlar yerine özel zamanlar ayırmak ilişkiyi güçlendirir. Özel anne-çocuk, baba-çocuk yemekleri, gezileri, tatilleri ilişkiyi güçlendirir, konuşma olanakları yaratır. Bunun yanı sıra onun ihtiyaç duyduğu ya da sizin konuşma fırsatı bulduğunuz zamanlar da mutlaka değerlendirilmelidir.

Çocuk merak ettiği soruların yanıtlarını ebeveynlerinden öğrenemezse arkadaşlarından ve televizyonlardan öğrenmeye çalışacaktır. Çocuğa üreme ve cinsellik hakkında bilgi vermeye en uygun kişiler anne ve babalardır. En doğru bilgiyi, en güvendikleri kişilerden yani ebeveynlerinden, net ve doğru ifadelerle almalıdırlar.

Herşeyden önce cinsellik konusu çocuklarla birkez konuşulup bitecek bir konu değildir. Küçük yaştan itibaren yaşına özgü, kendin oluşan cinsel değişimlerin farkında olabileceği konuşmalar sürmelidir. Ona cinselliğin akıl, beden ve ruh ilişkisine dayalı bir kavram olduğunu ve büyüdükçe kendinde olan değişiklikleri fark edeceğini anlatmak gerekir.

Cinselliği konuşurken, kişisel ve ahlaki değerlerimizi bir tarafa bırakacak değiliz. Ancak bu tür konuşmalarda anlayışlı olmak ve çocuğun kendi değerlerlerini oluşturabilmesi için soru sorabileceği bir ortam yaratmak çok önemlidir. Cinselliği konuşurken bazı boşluklar bırakmak, tereddüt etmek, aktardıklarınızdan emin olmamak, çocuğun bu boşlukları kendisinin doldurmasına ve aşırı kaygılanmasına neden olabilir. Ayrıca cinselliği anlatmak kadar, tartışabilmek de önemlidir. Tek taraflı konuşarak, çocuğun bu konudaki algıları öğrenilemez. Bu nedenle çocuklara uzun öğretici konuşmalar yapmayın. Onun yerine, kısa ama gereksinimlerini öğrenebileceğiniz karşılıklı paylaşımlar gereklidir.

Cinsellik büyükler için ne kadar gizli ve özelse çocuklar için de öyledir. Cinsellik konusunda güvenli bir yeri olması, düşüncelerini ve hislerini günlüğüne yazabilmesi gerekir. Bu tabiki doktorculuk oynarken görüp, kapıyı kapatarak görmezden gelmek demek değildir. Ama onu kızarak korkutmakta olmamlıdır.Bu çocuğunuzun bedeni hakkında bilgi sahibi olmaya gerek duyduğunun göstergesidir.Onun özel ve gizli bulduğu şeylere saygı göstermek ve meraklı davranmamak önemlidir. Ama bu durumda meraklarını ve öğrenme isteklerini hoş karşılayıp, onunla konuşma fırsatları yaratmak gerekir.

Gizlilikle kişisellik birbirine karıştırılmamalıdır. Cinsellik özel, kişisel bir konudur. Çocuğa bunu gizlilik olarak aktarırsanız, çocuk cinselliği konuşmaması ve yaşamaması gerektiğini düşünebilir. Gizlilik utanılacak, saklanacak birşey olarak belirir.Asla konuşulmamalıdır. Oysa kişisellik,özel olma bazı durumlar için diğer kişilerle aramıza koyduğumuz doğal bir sınırdır.

BU KONUDA DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN ” ÇOCUKLARIMIZLA CİNSELLİK HAKKINDA NASIL KONUŞALIM?” KİTABINDA BULABİLİRSİNİZ.

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram

AİLE BÜYÜKLERİ YARDIMCI MI? SORUN MU?

Eskiden geniş aileler halinde yaşanırmış. Genllikle insanlar küçük yaşta evlenir, çocuk sahibi olur, çocuklar o kalabalığın içinde büyükanneler, halalar, teyzeler yardımı ile büyütülürmüş. Kırsal kesimde, hatta şehirlerin göç alan bölgelerinde bu sistem değişmeden sürüyor. Ama şehirlerde bir çok aile çekirdek aile olarak yaşıyor, yeni evlenenler ayrı ev kuruyorlar. Çoğunlukla her iki eş de çalışıyor. Kendilerine ayrı bir yaşam kuruyorlar. Büyük bir kısmı aileleri ile ilişkilerini belli düzeyde tutmayı başarıyor. Aile yaşam döngüsünün ikinci dönemi olan bu süreç, ebeveyn olunca bir sonraki döneme  geçer.Yeni gelen bebek bazı şeyleri değiştirir. Anne baba çalışıyorsa bir bakıcı gerekir. Anne çalışmasa bile bebek bakımında acemidir, endişelidir bir yardımcıya gereksinim duyar. Büyükanneler ve dedeler yakındaysa bu bir şansdır. Çocuğu yabancı birine teslim etmek yerine aileden birine bırakmak, en azından bakıcıyı denetlemesini sağlamak çifte iyi bir fırsat gibi gelir. Gerçekten öyle midir?

Patron Kim?

Ayrışmayı becerebilen ailelerden gelen çiftler için gerçekten iyi bir fırsattır. Büyükanne ve babalar artık ebeveyn olan çocukları olduğunu, onların ayrı bir yaşamları olduğunu kanıksamıştır. Yaptıklarının sadece yardım olduğunun ve evdeki bebeğin onların değil, başka bir çiftin çocuğu olduğunun farkındadırlar. Bebeğin eğitimine, beslenme düzenine karışmazlar. Sadece denetleme ya da genç anne babanın uygun gördüğü şekilde bakım vermeyi yeğlerler. Arada uyarsalar da, farklı düşünselerde ne  çiftin ilişkisine, evin düzenine ne de çocuğun yetişeme tarzına müdahale etmezler. Zaten ayrışmayı becerebilen çocuklar yetiştirdikleri için, genç çift de gerekli sınırı koymayı başaracaktır.

Oysa bazı aileler ayrışmayı başaramazlar. Yeni bir aile kurulurken zorlanırlar. Çocuklarının kuracakları yeni aileye dahil olmaya çalışırlar. Çocuklarının büyümüş olduğunu kabullenmeyerek sürekli olarak yapmaları gerekeni söylemeye devam eder. Her ne kadar gelin- kayınvalde çatışmaları ön planda olsa da, bu ayrışmayı başaramayan kız aileleri de azımsanmayacak kadardır. Özellikle çocuk dünyaya geldikten sonra iki farklı yolla müdahale artar.

Çocuk Kimin?

Koşulların uymadığı, evin uzak olduğu gibi gerekçelerle bebek kendi anne babasının evinde değil, büyüklerin evinde bakılmaya başlar. Anne baba evlerine yollanır. Çocuğa ilişkin bütün kararlar büyükler tarafından alınır. Çocuk anne babasıyla değil, onlarla bağ kurar. Kendi anne babası evin içinde diğer çocuklar gibidir. Kendi çocukları üstünde kurmak istedikleri her türlü disiplin büyükler tarafından engellenir. Onlar çocuklarını, çocuklar onları tanıyamadan kreş ya da okul zamanı gelir. Anne baba evine dönen çocuk ve aile arasında kurulamayan bağ bir çok soruna neden olur.

Bazen bebek kendi evindedir. Büyükler eve gelip çocuk bakar ya da bakımına destek olurlar. Bu durum kopmayı başaramadıkları çocuklarının yeniden hayatlarına girme fırsatı tanır. Bebekle birlikte evi de sahiplanmeye başlarlar. Eşyaların yerleri, pişecek yemekler derken sadece çocuklarına anne baba olmayı değil, kendi bağımsızlıklarını da kaybetmeye başladıklarını fark eden gençler kimi zaman teslim olur. Olunmadığı durumlarda çatışmalar başlar. Özellikle gelin- kayınvalde çatışmaları yoğunlaşır. Kendi çocuğu ile birlikte eşini de yeniden sahiplenen eşin  annesi ile mücadele başlar. Eğer eş bu durumun farkına varır ve annesine sınır koyabilirse sorun çözülür. Ama bir çok boşanmanın nedenleri arasında bebek doğduktan sonra oluşan bu yeni düzenle kaybolan sınırlar vardır.

Sağlıklı aile döngüsü

Ayrı evlerde olup, torunlara hiç sınır koymadan ve ebeveynlerin disiplin uygulamasına engel olan aile büyükleri ayrı bir sorundur. Tüm bunların temelinde nasıl çocuk yetiştirdiğimiz yatar. Zamanı geldiğinde ailesinden ayrışmasını yaparak, kendi ailesini, işini kuarabilecek çocuklar yetiştirmeyi becerebilirsek, onlar da kendi çocuklarına sahip çıkabilecek ve benzer şeklide davranabilecektir. Böylece kendi çocukları ve torunları için sorun yaratan büyükler olmak yerine, gerektiğinde danışılan, kendi hayatları olan ve çocuklarının beceri ile aile kurabildiklerini izleyerek haz alan büyükanne ve büyükbabalar olma mutluluğuna kavuşacaklardır.

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram

YASAKLAR, KURALLAR VE GENÇLER

Erişkinler çeşitli nedenlerle kendi aralarında yaptıkları tartışmalarda “Gençlere yasak koymanın merakı arttıracağını, bu nedenle doğru olmadığını” söylerler. Öte yandan bunu söyleyen erişkinlerin çoğu, gençlerin yaptığı birçok şeyden şikayet eder ve yasaklanmasını isterler. Sanırım buradaki çelişki yasaklamak, kural koymak ve sınır koymak gibi kavramların karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Çocukluktan başlayarak gelişen beynimizin gelişim dönemine göre bazı yetileri oluşur. Bunların başında kendimize ve çevremize zarar verecek şeyleri ve durumları ayırt etme ve sakınmadır. İşte bu nedenle bir yaşındaki çocuğumuzun bitmeyen ateşi tutma uğraşını “cız, hayır” diyerek durdururuz. Ona uzun uzun gelecek zararları anlatmamız mümkün olsa da, onun gelişim dönemi bizim anlattıklarımızı anlamaya henüz uygun değildir. Genç beyni ise birçok alanda gelişimini tamamlasa da henüz fren mekanizması gelişmemiş durumdadır. O nedenle genç kendine gelecek zararı düşünmeyecek kadar atak, zararlı olduğunu bildiği şeyi deneyecek kadar meraklıdır. Genç beyninin karar vermeden sorumlu  bölümleri, görevleri yerine getirirken erişkinden farklı çalışmaktadır. Ayrıca bu durumlarda, beynin diğer bölgelerinden alabildiği yardım da çok daha azdır. Yani gençlikte davranışların kontrolünü sağlayan bölgeler yeterli düzeyde gelişmemiştir. Davranış kontrollerimizde farklı iki sistem çalışır. Biri daha refleksken, diğeri daha kontrollüdür. Örneğin araba kullanırken öndeki araca çarpmak üzereyken refleks olarak donup kalınır. Oysa diğer kontrol sistemi fren yaparak, direksiyonu kırmamızı sağlar. Bir genç için donup kalmayı engelleyebilmek, bir erişkinden çok daha zordur.

Yine araştırma gençlerin benzer karar verdiklerinde beynin gerekli bölgesini çok fazla zorladıklarını, oysa erişkinlerin beynin farklı bölgelerini çalıştırarak yükü bölüştürdüğünü söylemektedir. Bu durum gençlerin niye daha dürtüsel ve düşünmeden davranabildiklerini açıklayabilir. Bu gelişim sırasında gençlerin riskli davranışları, hem onlar hem aileleri hem de toplum için sorun yaratır. 16-20 yaş trafik kazası ve kaza sonucu ölüm daha fazla, alkoliklerin %40’ı ilk sorunu 15-19 yaşında yaşıyor, AIDS hastalarının yarısından fazlası 25 yaş altında, cinsel yolla bulaşan hastalıklar gençlerde çok yaygın, kumar başlama yaşı 12’lerde, bunların tümü ve başka birçok sorun gençlikte başlayıp erişkin dönemde devam ediyor. Tüm bunlardan dolayı, gençlerin anlamsız yasaklara değil ama kurallara ve denetlenmeye gereksinim duydukları alanlar vardır.

KURAL KOYABİLMEK

Gençlere kurallar koyarken önemli olan şeyler:

1-Önemli olan konuyu seçmek: Sınır koyulması gerekir. Ama bunun anlamı gencin her denileni yaptırması değildir.

2-Sınırlamalar kabul edilebilir ve geçerli olmalıdır.

3-Aşırı derecede ısrarcı ve baskıcı olmamak gerekir.

4-Düşünceleri değiştirmekten korkmamak gerekir.

Kural konulmasının nedenleri vardır. Herkes aklına estiği gibi davranırsa, aile ve toplum düzeninde sorunlar çıkar. Bu nedenle, ailelerin ve toplumların her bireyinin uyması ve kabul etmesi beklenen ve işlerin düzenli gitmesini sağlayan kuralları vardır. Oysa gençler dönemsel özellikleri nedeni ile kurallara uymakta zorlanırlar. Bunu gençlere çok iyi anlatmak gerekir. Genç öncelikle ailesinin onun güvende olması için, endişelendiği, sorumlu hissettiği ve evde düzen sağlamaya çalıştıkları için kurallar koymaya çalıştığını bilmelidir. Aileler ya da erişkinler kendi uyamadıkları kurallara uymak için genci zorladıklarında sorun çıkar. Önemli şeylerden biri yaşa göre kuralların yeniden gözden geçirilerek, düzenlenmesidir. Kural koymakta ve gençlerden bunlara uymasını istemede en önemli şey, gençlere her şeyin en iyisini bildiğinizi değil, onun için her şeyin en iyisini istediğinizi göstermektir.

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram

SPORDA KAZANMAK HER ŞEY Mİ?

Rekabete dayanan spor aktiviteleri başladı. Sosyal medyada kazanılanlar için sevinenler, kaybettikleri için kızanlar, oynayanlara akıl verenler, hakaret edenler de başladı. Spor aktivitelerini amaçları nedir? Niçin bireysel spor aktiviteleri dışında tüm dünya takım tutmak istiyor? Yanıt vermek her zaman kolay olmasa da , benzer bir çok soru ardı sıra sorulabilir.

“Katılmak önemlidir, mücadele etmek,elinden geleni yapmak gerkir. Kazanmak önemli değildir.”Çocukluğumuzda böyle dediler, gençliğimizde tekrarladılar. Biz böyle öğrendik. Çocuklarımıza böyle öğretmeye çalışıyoruz. Şimdi olup bitenlere bakınca bunun değiştiğini görüyoruz. En azından spor olamaktan çıkıp, endüstüri haline gelen oyunlar için artık kazanmak herşey gibi görülüyor. Yoksa bunca şiddet, bu kadar şike söylentisi niye olsun? Spor yapmaları için insanlara niçin bu kadar büyük paralar ödensin?

Takım Sporları iyidir!

Ailelere çocuklarını bir spora yönlendirmelerini, sporun onların beden ve ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu anlatıyoruz. Hatta takım sporlarının çok iyi olacağını, paylaşmayı, paslaşmayı, kaynaşmayı öğreteceğini söylüyoruz. Sevilen takım sporları dönemsel olarak değişiyor. Kimi başarılar sonrası ve başarılı sporcular olması nedeniyle ilgi basketbola dönse de, erkek çocuklar için hiç değişmeyen takım sporu futbol oluyor. Hangisine sorarsanız bir takım tutuyor. Çoğunluğu bulduğu her yerde futbol oynamaya çalışıyor. Eskiden aileler engel olur “Top peşine düşer, okumaz” diye endişelenirdi. Şimdi değişti. Bir kısmı kendi eli ile bir yerlere oynamaya götürüyor. Bazı aileler ise, eskilerin tersine “okuyup da ne olacak,top oynasın para kazansın” diyorlar. Aslında değişimin en büyük göstergesi budur. Olumlu yönleri var mı? Elbette ailelerin sporun eğitimi engelleyici değil, aksine çocuğun gelişimini destekleyici olduğuna inanması çok olumlu bir gelişmedir. Ancak bunu çocuğun gelişimi için değil, her anlamda kazanması için desteklemeleri gelişim sayılabilir mi?

Amerikan filmleri ve spor

Bizim sinemamızda sadece bir spor olayına odaklı  ya da spor yapan bir kişinin kahraman olduğu bir film ya da dizi ben bilmiyorum. Ama Amerikan sinemasında hem bireysel hem de takım oyunlarının ana konu olduğu, kahramanların sporcular olduğu yüzlerce film sayılabilir.Bu filmlerin bir kısmı gençlere sporu sevdirmek, yararlarını anlatmak, kötülüklerden korunmanın bir yolu olduğunu göstermek amacı taşır. Benim yaşımdakiler Beyaz Gölge’yi nasıl unutur? Bazı filmler tek kişinin spor başarı öyküsüdür. Çalışmanın, vaz geçmemenin getirdiği başarıyı anlatır. O filmlerin sonunda kazanan sadece kazanmış olmanın gururunu, alkışları alır. Bolca boks filmi izledik, izlemeye devam ediyoruz. En çok onlarda görüyoruz satılan maçları, maçtan hatta boksörün hayatından daha önemli olan bahisleri.Ama sonunda genellikle dürüst döğüşen kazanır. Ve Amerikan futbolu ya da beyzbol maçları üzerine olan heycanla izlediğimiz filmler. Sahada oynan maç başkadır, türbinlerin en üstünde takımların sahipleri arasında oynanan başka. Sahada sporcular kıyasıya mücadele eder,amaç kazanmaktır, çünkü kazanan daha çok para alacaktır. Yukarda ise takımlar alınır-satılır. Takım oyuncu demektir, takım antronör demektir, takım taraftar demektir. Çoğu kez hiç fark etmeden onlarda el değiştirir.Bu filmeler iyi çekilmişse, oyuncular iyiyse zevkle seyredilir. Genellikle sonunda birileri bu düzene baş kaldırır ve sporun ruhunun para değil, mücadele olduğunu hatırlatır.

Filmlerden yaşama

Bunlar filmlerde olunca izlenirken zevk alınabiliyor. Ama gerçek hayatta olduğunda iş değişiyor.Tuttuğunuz takım kazandı diye duyduğunuz sevincin de kaybettiğinde duyduğunuz üzüntünün de gerçek olduğunu bilmek gerek. Duygularınızı, emeğinizi, desteğinizi birilerinin değil, sahada oynanan oyunun sağladığına inanmak gerek. Ancak o zaman sporun ruhunu anlamış ve gerçekten taraftar olmuş olursunuz.İnancınızı ve kontrolünüzü kaybettiğinizde spor şiddet ve hile dolu bir suça döner.  Tüm bunlarda, futbol başta olmak üzere bir çok spor dalının endüstri haline gelmiş olmasının katkısı büyüktür. Biz herşeye rağmen çocuklarımıza,sporun beden ve ruh sağlığı için çok önemli olduğunu, centilmenlik olduğunu, kardeşlik olduğunu ve eğlence olduğunu öğretelim. Amaç her ne kadar kazanmak olsa da, asıl amacın spor yapmak olduğunu yorulmadan anlatalım. İyi olanın, çalışanın kazanacağını eklemeyi unutmayalım.  Öğretelim ki, toplu sporların üne, paraya giden kısa yol olmadığını, sporun kulislerde değil, sahalarda yapılan bir aktivite olduğunu iyice bellesinler.

 

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram

FARKINDALIK AYI GELDİ: OTİZM

Nisan ayının farkındalık ayı olduğu otizm; kısıtlı ve tekrarlayıcı davranışlar, toplumsal ve duygusal etkileşimde farklılıklarla giden bir nörogelişimsel bozukluktur. Oluş nedenleri konusunda birçok çalışma olmasına karşın halen bilgiler kısıtlıdır. Hafif, orta ve ağır olarak tanımlanan otistik bozukluk tanısı, klinik değerlendirme ile konulur. Bazı ölçekler tanı için yardımcı olur.

BULGULAR

Genel olarak sosyal ve duygusal alanda, sözel becerilerde kısıtlılık vardır.Bulguların, çocuk 36 aylık olmadan önce başlaması gerekir. Aslında bebek doğduğu andan itibaren farklılık gösterir. Aile bebeğin onlara gereksinim duymadığı kanısına bile kapılabilir.Bulgular yaşa göre değişiklik gösterir.

Bebeklik Dönemi: 01 yaş otistik bebeklerin, gülümseme ve seslenmelere yanıtları kısıtlı olup, göz kontağı kurmada sıkıntı vardır. İsimleri çağrıldığında bakmayan, yalnız kalmaktan mutlu görünen çocuklardır. Bebeklerde görülen agulama gibi tepkilerin yokluğu, yabancılara gitmede kaygısız oluşu dikkat çeker. Meme emme, kucakta durma gibi alanlarda sorunlar olur. 2-3 yaş arası daha belirginleşen bulgular nedeni ile doktor başvurusu artar. Taklide dayalı, bu yaşa özgü oyunlarda taklit edememe (tel sarar, fış fış kayıkçı, bay bay deme, öpücük yollama gibi), ismi söylendiğinde bakmama, yalnız oynamayı ve kalmayı yeğleme, yaşına özgü oyun ve oyuncaklar dışı oyun ve oyuncaklara ilgi duyma, yaşıtlarına ilgisizlik ve onlarla oyun oynamayı tercih etmeme dikkat çeker. Oyuncaklar yerine elektronik eşyalar, başka nesnelerle oynama ya da ilgilenme, oyuncakları farklı kullanma gözlenir. Dönen nesnelere özel ilgi gösterirler. Dil gelişimleri geridir, konuşmaz ya da tek kelime kullanırlar. Komut almazlar. Stereotip denilen, tekrarlayan hareketler görülür. Özellikle kanat çırpma, dönme, sallanma, parmak ucunda yürüme bu tür davranışlara örnektir.

Okul Öncesi Dönemi: Büyüdükçe başkaları ile ilişki kurmama, yaşıtları ile oynamama, hayali oyunları, karşılıklı oyunları sürdürmeme dikkat çekici hale gelir. Bazılarında dil gelişimi olmasına karşın, bir kısmında hiç gelişmez. Garip sesler çıkarabilir ya da anlaşılmayan bir dille konuşarak iletişim kurabilirler. Tekrarlayan davranışlar artar. Belli ve tekrarlayan oyunlar görülür.

Okul Dönemi: Okul her alanda beceri gerektiren bir kurumdur. Bu nedenle otistik çocuklar için zor bir dönemdir. Hafif düzeyde olanlar, bazı alanlarda sıkıntı çekseler de okul içinde iletişim kurma, kurallara uyma konusunda başarılı olabilir. Kendi bakımlarını yapabilirler. İletişim kurma, oyuna katılma gibi aktivitelerde yaşıtlarından geri kalırlar. Dil gelişimi, bazı otistik çocuklarda bu yaşta olmakla birlikte; geride olan ya da hiç konuşmayan çocuklar da olabilir. Bazı kelimelerin tekrar tekrar söylenmesi (ekolali), kişi zamirlerinde yanlış kullanım (kendisinden sen ya da o diye bahsetmek), kelime uydurma diğer bulgulardır.

Tedavi ve Zorluklar

Öncelikle unutulmaması gereken şey, erken tanının çok önemli olduğudur. Bir ailenin çocuğunun farklı olduğunu kabul etmesi zordur. Ama geç kalınırsa; zaman çocuğun aleyhine işler. Çünkü tedavide en önemli bölüm, erken başlanan özel eğitimdir. Çocuğunuzun farklılığını fark ettiğiniz an, bir çocuk psikiyatristine başvurmalısınız. Gerekli testler ve incelemelerden sonra tanı konursa, sizin ve çocuğunuzun eğitime hemen başlaması, gerekirse bazı durumlar için ilaç kullanması gerekir.

Otizmden bahsedince ailelerin ve çocukların zorluklarından da bahsetmek gerekir. İlk zorluk, bu tanıyı kabullenmektir. Bu aşamanın çabuk aşılması önemlidir. Ama elbette bu, sorunların bitmesi demek değildir. Çok zaman ve emek isteyen bir süreçtir. Ülkemiz koşullarında, eğitmen ve eğitim kurumu bulmanın zor olduğu bir süreçtir. Okula başlama yaşı geldiğinde gidebilecek durumdaysa, kabullenecek ve iyi ele alacak okul bulmanın çok zor olduğu bir süreçtir. Sokağa çıktığınızda, yemeğe gittiğinizde çevredekilere çocuğunuzu anlatabilmenin yorucu olduğu bir süreçtir. Biraz mola almak istediğinizde, çocuğunuzu gönül rahatlığıyla bir hafta olsun bırakabileceğiniz bir kurumun olmadığı koşullarda, yıpratıcı bir süreçtir. Tüm bu nedenlerle otizmin farkında olmak çok önemlidir ve farkındalık bir ay ile sınırlanmamalıdır.

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram

İKİNCİ ÇOCUK ZAMANI

Sık sorulan sorulardan biri; “İkinci çocuğu ne zaman planlamak gerekir?” Bir başka sorma şekli ise; “İki çocuk arasında kaç yaş fark idealdir?” Birçok anne-baba, çocuklar arasındaki yaş farkı az olursa biri ile yeterince ilgilenemeyecekleri endişesi taşırken, bazı anne-babalar ise arada çok yaş farkı olursa çocukların anlaşamayacakları endişesi taşıyorlar. Bu sorunun kesin ve doğru tek yanıtı olması zor. Çünkü çocuk dünyaya getirmek, ikinci çocuk için zamanlamayı seçmek, sadece iki çocuk arasındaki yaş farkına bağlı değildir. Anne sağlığı, ailenin durumu, çocuğun durumu ve diğer tüm koşullar değerlendirilerek alınabilecek bir karardır.

Kadın Sağlığı ve Annelik
Hamilelik ve doğum, kadının bedensel sağlığını etkileyen süreçlerdir. Dolayısıyla bir sonraki doğum için annenin beden sağlığının toparlanması gerekir. Peş peşe yapılan doğumlar anneyi olumsuz etkiler. Kadın doğum uzmanları, iki gebelik arasında anne sağlığı açısından üç yıl olması gerektiğini söylemektedirler. Aynı zamanda annelerin, ruh sağlığı açısından da düşünülmesi gerekir. Özellikle doğum sonrası ortaya çıkabilecek ruhsal hastalıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Anneliğin yorucu, uykusuz bırakan, emzirme ve diğer bakımlardan oluşan süreci de unutulmamalıdır. Diğer yandan; ikinci çocuk için ailenin ekonomik durumu, ilişkilerinin niteliği, çocuğun bakım koşulları, geleceği için yatırımları ikinci çocuk düşünürken dikkate alınmalıdır. Bu ölçütler değerlendirildiğinde ikinci çocuk için uygun zaman; annenin bedenen ve ruhen sağlıklı olduğu, iki ebeveynin de ikinci çocuğa manen ve maddi olarak kendilerini hazır hissettikleri zamandır.

Çocuğun gelişimi ve yeni bebek
0-3 yaş; çocukların hızla bedensel gelişim gösterdikleri, birçok beceriyi birden kazandıkları, beyin gelişiminin hızlı olduğu ve çevresel koşullarla anne ilişkisinden etkilendiği ve olanak varsa kreş yerine ev bakımının tercih edildiği bir dönemdir. Bu dönemde gelecek kardeş, hele de ebeveynler hazır değilse ve gerekli koşulları oluşturamadıysalar olumsuz etkilenmeye açıktır. Bire bir ilişkinin azalması duygusal, zihinsel ve nörolojik gelişime etki edecektir. Aynı koşullarda çocuk kendini ihmal edilmiş hissedebilir ya da onu ihmal etme endişesi ile ebeveynler yeni doğana yeterli ilgi ve bakımı gösteremeyebilirler. Birlikte büyüme, paylaşma gibi kavramlar ise aradaki yaş az da olsa sorun yaratabilir. Henüz çok küçük olmasına karşın, yeni gelen bebek nedeniyle kendini bir anda ağabey veya abla olarak bulmak onu kızdırabilir; içe kapanmaya ya da başka sorunlara yol açabilir. Diğer yandan, arada olan yaş farkı açıldıkça çocukluk dönemi paylaşımları azalacaktır. Aralarındaki ilişki, erişkin dönemde daha düzenli hale gelecektir.
Çocuklar kardeş istiyor diye yeni bir çocuk yapma kararı alınmaz. Yeni bir çocuk istenip istenmediği ailenin vereceği bir karardır. Aradaki yaş farkı için anne sağlığı ve çocuk gelişimi dikkate alındığı zaman, en uygun yaş farkı 3 gibi görünmekle birlikte; tüm bunlar göz önüne alındığında ikinci çocuk yapmanın doğru zamanı, kendinizi her anlamda yeniden ebeveyn olmaya hazır hissettiğiniz zamandır.

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram

HİJYEN EĞİTİMİ ÇOCUKLUKTA BAŞLAR

Kazanılmış bir alışkanlığı değiştirmek, yeni bir alIşkanlığın edinilmesinden çok daha zordur. Bu nedenle çocuklara temizliğin de ne şekilde yapılacağına ilişkin doğru bilgilerin verilmesi, doğru şekilde uygulayabilmesi için desteklenmesi son derece önemlidir.

Doğduğu andan başlayarak öğretilenlerin yanı sıra yaşadığı evin alışkanlıklarını görmeye ve taklit etmeye başlar. Üstünün temiz olması gerektiği, nerelerin kirli olabileceği ebeveynler tarafından sık sık hatırlatılır. Diğer yandan yemek yemeden önce ve sonra, tuvalet sonrasında el yıkama en basit hijyen kurallarındandır. Bu kurallar çoğu kez çocuğa hatırlatılır. Ama hijyen kişisel temizliği ile bitmez. Aynı zamanda çevresinin temizliği de önem kazanır. Toplumsal alanları nasıl kullancağı, çöpün nereye atılacağı, ortak tuvaletlerin temiz tutulması küçük yaşlarda öğrenilebilecek alışkanlıklardır. Eğer bu eğitim ve örnek olmak düzgün yapılmazsa hem kişisel hijyen hem de genel hijyen açısından sorun yaşatyan erişkinler haline gelirler.

HİJYEN EĞİTİMİNİN GÖSTERGESİ: ORTAK TUVALETLER
Ortak alanlarda kullanılan tuvaletlerin kirliliği bir çok insanın şikayet ettiği şeylerin başında gelir. Tuvalet eğitimi dönemi bu tür kuralların öğretilmesi için uygun bir fırsattır. Çocuklara tuvaletlerini yaptıktan sonra yaşamı boyunca onun için en doğru ve sağlıklı olacak yöntemle kendisini ve etrafı nasıl temizleyeceğini göstermek gerekir. Tuvaletini yaparken etrafı kirletmemek, su ve tuvalet kâğıdı ile temizlenmek, kâğıdı çöp kovasına atmak, sifonu çekmek, ellerini yıkamak bu süreçte öğrenilmesi gereken temel temizlik adımlarıdır. Bunun için çocuğunuza adımlar yaratabilirsiniz. Neler yapılması gerektiğini adım adım anlatan bir poster yaratıp bunu banyoya asmak çocuğunuz için öğretici olabilir. Ayrıca onun için gerekli olan malzemeleri onun kullanabileceği şekilde hazır bulundurmak da motivasyonunu artıracaktır.

Tuvalet kullanımı sosyalleşmenin de önemi bir parçasıdır. Tuvaletler ortak kullanım alanlarıdır. Çocuğunuzun bunun bilincinde olması ve kendisinden sonra tuvaleti kullanacak kişileri düşünürek hareket edebilmesi de kendi temizliği kadar önemlidir. Bu diğer kişilere karşı aldığı temel sorumluluklardan biridir. Erişkin dönemde tuvaletlerin kirliliğinden yakınan ama sadece kendi temizliğine önem verip, kullandığı tuvaleti pis bırakan, çöpleri yere atan kişi sayısını düşündüğünüzde bu eğitimin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Tuvalet kullanımı aynı zamanda çocuğun bazı sosyal kuralları, cinsellikle ilgili ayrımları ve kendini korumayı öğrenmesi için de bir fırsattır. Tuvaletin kapısının kapalı olmasının gerekliğini, başkaları tuvaletteyken içeri girilmeyeceğini, kendisi tuvalette olduğu zaman başkalarının izlemesine izin vermemesi gerektiğini, kızların ve erkekelerin ayrı tuvaletleri olduğunu öğretmeye olanak sağlar.
Her şey gibi temizlik alışkanlıklarının abartılması da sağlıksızdır. Temizlik konusundaki zorlamalar ve aşırı kontroller ileriki yaşlardaki takıntı sorunlarının temel sebeplerindendir. Tuvaletini yapmanın doğallığı kadar, tuvalet sonrası temizlenmenin de doğal olması, tahriş edecek, zorlayacak, canını acıtacak şekilde olmaması çok önemlidir. Tüm bunları öğretirken, her konuda olduğu gibi çocukların en kolay görerek öğrendiklerini ve sizleri taklit edeceklerini unutmamak gerekir.

Facebooktwitterlinkedin
Facebooktwitterrssyoutubeinstagram